6:45 Kazasker’de Anons Filmi Söyleşisi

Soru: İlk olarak Anons’un fikri nasıl oluştu ve yazım süreci nasıl gelişti? 

Mahmut Fazıl Coşkun (Yönetmen) : Bu hikâyeden bana abim bahsetmişti (Ahmet Hakan Coşkun) O sırada da biz Ercan Kesal ile bir senaryo yazmayı düşünüyorduk. Kendisi ile 2013 yılında Yozgat Blues’ da birlikte çalışmıştık. Çeşitli hikâyeler vardı yazmak istediğimiz hatta bir iki tanesine başladık ama olmadı. Sonrasında, abimin anlattığı bu hikâye hoşuma gitti ve onu teklif ettim. Sonunda da birlikte Anons’u yazmaya karar verdik. Bir buçuk sene boyunca bu senaryo üzerinde çalıştık.

Soru: Cast nasıl oluştu? Fiziksel olarak özellikle birbirinden farklı oyuncular seçilmiş.

Senaryonun ikinci ya da üçüncü draftını yazarken cast direktörü Ezgi Baltaş ile anlaştık. Oyuncu arayışına erken başlamıştık. Senaryo henüz tamamen bitmemişti ve çekimine de daha bir sene vardı. Ben Ezgi’ den oyuncuların çok ünlü olmamasını rica etmiştim. Çok bilinen her filmde oynayan oyuncular olmasın istiyordum. Bunun sebebi de tırnak içinde bir takım sanat filmlerinde oynayan yüzler var onun da kendi içinde tekrarları oluyor. Ben bunu kast etmiştim, sonuç olarak bütün oyuncularımızın kariyerleri var. Ben sadece popüler filmlerde-dizilerde oynayan yüzler olmasın istedim. Ezgi de bu bilgiye dayanarak arayışlara başladı ve epey de uzun sürdü. Çok fazla cast görüşmesi yapıldı. İnce bir elemeden sonra da bu kadro meydana geldi.

Soru: Oyuncu için bu tarz Minimalist bir oyunculuk nasıl bir şey? Senaryoyu ilk okuduğunuzda neler hissettiniz? Ve daha öncesinde bu roller sizlere teklif edildiği anlarda neler yaşandı?

Murat Kılıç (Kemal): Ben aslında oynamayı çok seven bir insanım. 6-7 yıldır bağımsız sinema geçmişim var ve 8-10 tane de büyüklü küçüklü roller aldım. Oynadıkça da öğreniyorsun zaten oyunculuk böyle bir şey. Bu tarz oyunculuğu öğrenmek gerekiyor. Çünkü minimalist duruş tam tersi olduğunda yönetmenin çok işine gelen bir şey değil. Biz genellikle tiyatro kökenli oyuncularız ve bu tiyatronun bize yapıştırdığı bu büyüklük hissi sinemanın sevdiği bir şey değil. Yönetmenin de aslında en çok uğraştığı şey bu oyuncularda. Ama bu da ne kadar zeki olursanız olun zamanla ve oynayarak gelişen bir şey. Senaryo geldiğinde Mahmut’ u daha önceden tanıdığım için büyük bir heyecanla kendimi 15 gün Akyaka’ ya kapatarak senaryo çalıştım. Rolüm önceden farklıydı ama sonradan başka rol oldu. Çünkü daha önce oynadığım filmlerde yapmadığım bir şeyi yapmak istiyordum. Başka bir şey çıkartmak için çabalıyordum. Bunun için çok uğraştım. Oyunculuk biçimi dediğin noktada ise; En başta kendini yönetmene teslim etmek gerek. Başka bir şey yok. Hikaye yönetmenin hikayesi ben ondan daha iyi bilemem o yüzden kendimi ona teslim ettiğimde daha güvenli hissederim.  Örneğin sette “bu karakter bunu söylemez” lafını kullanmayı ben sevmem. Çünkü o karakteri hikayeyi yazan birinden daha iyi bilme şansım yok. Sadece bana verilen karakteri, yönetmenin hayaline nasıl daha iyi hizmet ederim diye, ete büründürmekle görevli olduğunu düşünüyorum. Başkası başka düşünebilir benim için sıkıntı yok. Bu noktada da yönetmene bu karakter böyle konuşmaz demek yerine yönetmenin istediği şeye nasıl daha iyi hizmet ederimi arıyorum.

Ali Seçkiner Alıcı (Reha): Benim sinema geçmişim çok değil. O klasik kötü espriyi yapayım. Filme ben Ankara’ dan katılıyorum. Teklif, çok özelde kişisel, sıkıntılı bir döngü zamanımda geldi. Bu döngünün sonunda olan ilk iyi şeydi. Kardeşimle konuşuyordum birden telefona mesaj geldi. Hatta o mesajdan bir tık önce kurduğum cümle şöyleydi “her şey bu kadar kötü gidebilir mi? daha ne kadar böyle kötü gidecek” derken böyle bir şey oldu. Benim çok değerli ve önemli bulduğum çok güzel bir ön sunum dosyası geldi. Ercan Kesal olumlu bir şekilde baskın bir isim. Mahmut’ un da önceki iki filmini biliyordum, izlemiştim. Yüksek beğeni ile izlediğim yerleri vardı filmlerinin. Benim ömrümün büyük bir kısmı profosyonel olarak Klasik müzikle ve tiyatro ile geçti. İki klasik sanatla geçti. Sinemada oyunculuk kariyeri yapma gibi bir derdim yoktu. Mahmut’ un filminden önce iki tane sinema filminde küçük roller almıştım. Değerlidir ikisi de. Hem öznesi, bakımından hem de hacim olarak bu film benim için çok değerlidir. Bu filmde çok şey öğrendim. Oyunculuk tavrını bilmiyordum. Mahmut benimle filmde çok uğraştı. Ben de ona çok öykündüm. Ona teslim oldum.

Tarhan Karagöz (Şinasi): Çok uzun zaman hiçbir şey yapamama, müthiş bir tembellik sürecinden sonra bu filme başladım. Müthiş bir heyecandı benim için. Oyuncu arkadaşlar kendi çalışma teknikleri ile çalıştılar ama Oyunculuk ve senaryo konusunda Mahmut’ un kafasında her şey çok belirgindi. İstediği şey çok netti. Bunun dışına çıktığımızda bizi uyarıyordu. Sonuç olarak biz de ona güvenerek oynadık.

Şencan Güleryüz (Rıfat): Sanırım dünyanın hiçbir yerinde sineması, televizyonu tiyatrosu birbirinden ayrışmış birbirini bu denli ötekileştiren ve kabul etmeyen başka bir ülke yok. Ben hepsini yaptığım için fark ediyorum. Tiyatrocular, sinemacıları sinemacılar dizi oyuncularını eleştiriyor. Bana göre eğer siz iyi oyuncuysanız sinemada da, televizyonda da, tiyatroda da iyi oyuncusunuzdur.  Televizyonda çıkan işler için yeterli zaman verilmediği için, sanat kaygısı gütmeden sanattan çok zanaata dönüyor. Bu Televizyon kötüdür sinema iyidir değildir. Bu tamamen bizim Türkiye’ deki iş yapma biçimimizden kaynaklanan sonuçlar. Benim adıma da böyle bir ayrışma vardı ve senelerdir yapmak istediğim ve çalışmak istediğim bir alandı sinema. Ama maalesef siz televizyonda popülerseniz bu taraftan size iş gelmiyor. Bu anlamda Mahmut bana bu teklifi getirdiğinde çok mutlu oldum.

Soru: Venedik nezdinde yurt dışında Anons’ u izleyen seyircilerin tepkileri nasıldı? Ülkemizdeki mizah anlayışının yurt dışında kabul görmemesi gibi bir tutum var ancak bence Anons bunu yaptığı evrensel mizah ile yıktı. Siz ne düşünüyorsunuz? Tepkiler nasıldı?

Halil Kardaş (Yapımcı): Film Venedik’te 1500 kişilik salonda gösterildi ve tamamen doluydu. Biz de senin gibi açıkçası seyircinin tepkisini merak ediyorduk. Sonucunda ise Türkiye’ deki seyirciden daha fazla güldüler. Ben biraz şaşırdım ve mutlu da oldum.

Bulut Reyhanoğlu (İdari Yapımcı):  “At martiniyi de bre hasan” esprisine bile insanlar kahkahalarla güldüler.  İtalyanların şöyle de bir özelliği var; çok beğendiklerinde ayağa kalkıp alkışlarlar sinemada.

Soru: Film Politik mi değil mi? Bence tarafız ve politik bir film. Bu konuda nasıl eleştiriler geldi? Siz nasıl bakıyorsunuz?

Evet politik bir film ama politik değil diye eleştiriler aldım. Hatta neden politik değil diye eleştirildi.

Tabii ki bir darbe hikayesi ve politik bir konu ama ele alış biçimi ve filmde yapılmak istenen şey Marksist bir film değil, darbeleri eleştirmek isteyen bir film değil yani mevzuya buradan bakan bir film yapmak istemedim. Film “Darbeciler kötüdür” gibi basit bir cümle kursun istemedi. Dolayısıyla o anlamda politik bir film değil. Ama tabii ki politik bir film, daha derin, bir dönemi anlatan, türkiye’ nin o dönemki ruhunu, insanını anlatan bir film bu tabii ki politika barındırır. Mesela filmin Almanya’ ya gitmek isteyen bir işçi ile başlaması tabii ki politik. Ben o sahnede batılının Türkiye’ yi nasıl gördüğünü anlatmak istedim. Yani o durum politik zaten.